Yarın gece tekrar yollara düşeceğim. Bu sefer yönüm İstanbul.
Sevgilime son yazdığım mektupta, beni affedebilirse benimle İstanbul'a gelmesini istemiştim. Onunla yapmak istediğim, yapamadığım şeylerden birisi buydu.
Ortaköyden, en sevdiği yiyeceklerden biri olan kumpir alıp, Ortaköy sahilinden boğaza, Anadolu'nun ışıklarına bakmak.. İstiklalde insan seliyle beraber cadde boyunca yürümek, köhne bir barda ucuz bira ve tekila içmek.. Beşiktaş sokaklarında nereye gittiğini bilmeden taş binaların arasında süzülmek.. Başka gaylere baktım diye bana kızması, başka gaylere baktı diye ona kızmak.. Pierre Loti merdivenlerini çıkıp tepeden, "Seni yenecez ulan İstanbul" demek isterdim.
Ama yenildik be sevgilim. Bir şekilde yenildik. Kolum bacağım koptu hareket edemez oldum. Yenildim sevgilim..
Gay Mühendis
30 Temmuz 2015 Perşembe
29 Temmuz 2015 Çarşamba
Doğa
Konuşacak yazacak ne kaldı ki geriye. Ailemin yanına Ankara'dan döneli 3 gün oldu. Bu 3 gün ne yaptım, nasıl geçti hiç hatırlamıyorum. Sadece yaşayıp gittim.
İlk geldiğim gün yaklaşık 15 saat uyudum. Hayatım boyunca bu kadar uyumuş olduğum gün sayısı çok azdır. Rastgele aldığım sakinleştiriciler ve uyku hapları etkili oldu sanırım. Hala erken yattığım halde, biri uyandırmasa akşama kadar, ölü gibi yatarım.
Doğa, temiz hava, saatler boyu toprak yollarda yürümek biraz iyi geliyor ama tekrar eve dönmek beraberinde huzursuzluğu, pişmanlığı, yalnızlığı getiriyor. Ne bir tanıdıkla ne de onunla konuşmak içimden gelmiyor. Sadece düşünmek, düşünmek istemediğimdeyse sadece boş boş rüzgarı tenimde hissetmek, ceviz ağaçlarının yeşil yapraklarına bakıp kuşların cıvıltılarını dinlemek istiyorum.
Bir anne kırlangıç sanki bana nispet olsun diye balkonumun köşesine yuva yapmış. Her sabah uyanıp balkona çıktığımda benim ailemin olmayacağını çığlıklarıyla yüzüme vuruyor. Yavrularını bana gösterip gururlanıyor. Ben de eyvallah deyip hayatıma devam etmeye çalışıyorum.
Eyvallah hayat..
Gay Mühendis
İlk geldiğim gün yaklaşık 15 saat uyudum. Hayatım boyunca bu kadar uyumuş olduğum gün sayısı çok azdır. Rastgele aldığım sakinleştiriciler ve uyku hapları etkili oldu sanırım. Hala erken yattığım halde, biri uyandırmasa akşama kadar, ölü gibi yatarım.
Doğa, temiz hava, saatler boyu toprak yollarda yürümek biraz iyi geliyor ama tekrar eve dönmek beraberinde huzursuzluğu, pişmanlığı, yalnızlığı getiriyor. Ne bir tanıdıkla ne de onunla konuşmak içimden gelmiyor. Sadece düşünmek, düşünmek istemediğimdeyse sadece boş boş rüzgarı tenimde hissetmek, ceviz ağaçlarının yeşil yapraklarına bakıp kuşların cıvıltılarını dinlemek istiyorum.
Bir anne kırlangıç sanki bana nispet olsun diye balkonumun köşesine yuva yapmış. Her sabah uyanıp balkona çıktığımda benim ailemin olmayacağını çığlıklarıyla yüzüme vuruyor. Yavrularını bana gösterip gururlanıyor. Ben de eyvallah deyip hayatıma devam etmeye çalışıyorum.
Eyvallah hayat..
Gay Mühendis
23 Temmuz 2015 Perşembe
Ankara'dayım
Evet Ankara'dayım. Hayat her geçen gün benim için daha da zorlaşıyor. 4 gündür buradayım ve tek dayanağım olan sevgilimle ayrıldık. Neden; çünkü yine dürüst olamadım. Her zamanki gibi sıkıntılarımı paylaşmak yerine kendi içimde halletmeye çalıştım. Ve sonuç yine güvensizlik yine ayrılık.. Bu bir başkasıyla aldatma olayı değil. Kendimi aldatmaydı. Sorunlarımı geri itmemdi.
Sigara içmek istedim ve neden içmek istediğimi ben kendime itiraf etmemiştim. (Sevgilim sigara içmemi istemiyordu ve kaç defa içmeyeceğime ve içersem söyleyeceğime yemin etmiştim. Öncelikle kendime dürüst değildim ki ona olayım.)
Şu an çok güçsüz ve yorgunum. Tatilde olan arkadaşımın evindeyim. Yalnız, konuşacak kimse olmadan dört duvar içinde belki rahatlarım diye yazıyorum. Ama nafile.. Yanımda kim olursa olsun acımı hafifletmesi mümkün değil. Fiziksel olarak da yorgunum. Bugün tek bir lokma almadım ağzıma, su içmesem mideme giren bir şey yok.
Hayat her geçen gün benim için daha da zorlaşıyor. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Belki 1 yıl, belki yarım saat.. Sorun sadece sevgilimden ayrılmış olmam değil, sorun benim. Ben güçlü değilim. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Benim için hayatta olmak yaşamak değil. Biliyorum ki artık yürüyen bir ölüyüm ve gerçek olmasını engelleyecek ne var diye düşünüyorum.
Neden yaşamalıyım? Neden var olmalıyım? Dünyanın bana bir ihtiyacı yok, benim kendime ihtiyacım yok. Başkalarını üzmekten, üstüne de kendimi üzmekten başka ne yaptım bu güne kadar? Ben iyilikten başka kime ne kötülük yaptım?
Kumsaldaki bir kum tanesinden bile küçük görüyorum kendimi. Yaşam üzüntüden başka bir şey getirmedi bana. Neden daha fazla yaşamayı seçeyim?
Sigara içmek istedim ve neden içmek istediğimi ben kendime itiraf etmemiştim. (Sevgilim sigara içmemi istemiyordu ve kaç defa içmeyeceğime ve içersem söyleyeceğime yemin etmiştim. Öncelikle kendime dürüst değildim ki ona olayım.)
Şu an çok güçsüz ve yorgunum. Tatilde olan arkadaşımın evindeyim. Yalnız, konuşacak kimse olmadan dört duvar içinde belki rahatlarım diye yazıyorum. Ama nafile.. Yanımda kim olursa olsun acımı hafifletmesi mümkün değil. Fiziksel olarak da yorgunum. Bugün tek bir lokma almadım ağzıma, su içmesem mideme giren bir şey yok.Hayat her geçen gün benim için daha da zorlaşıyor. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Belki 1 yıl, belki yarım saat.. Sorun sadece sevgilimden ayrılmış olmam değil, sorun benim. Ben güçlü değilim. Daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. Benim için hayatta olmak yaşamak değil. Biliyorum ki artık yürüyen bir ölüyüm ve gerçek olmasını engelleyecek ne var diye düşünüyorum.
Neden yaşamalıyım? Neden var olmalıyım? Dünyanın bana bir ihtiyacı yok, benim kendime ihtiyacım yok. Başkalarını üzmekten, üstüne de kendimi üzmekten başka ne yaptım bu güne kadar? Ben iyilikten başka kime ne kötülük yaptım?
Kumsaldaki bir kum tanesinden bile küçük görüyorum kendimi. Yaşam üzüntüden başka bir şey getirmedi bana. Neden daha fazla yaşamayı seçeyim?
Gay Mühendis
17 Temmuz 2015 Cuma
Gerçekler 3
Aradan uzun zaman geçti.(3 hafta) Kaldığım yerden devam edeyim.
Cetad eğitimi almış Adana'daki bir doktordan randevu aldım ve bir kaç gün sonra doktora gittik. Doktor gayet ilgili ve neyin ne olduğunu bilen biriydi. Önce benimle konuştu. Gay olduğumu nasıl anladığımı, ailemde anne ya da babamdan hangisinin daha baskın olduğunu, herhangi bir travma yaşayıp yaşamadığımı ve buna benzer şeyler sordu. Ben de her şeyi açık açık anlattım. Gerçekten beni anlayan biri ile sohbet etmek utanmadan sıkılmadan o zamanlar o kadar iyi geldi ki.. Sonra aileme bu durumu güzel bir dille açıklayacağını, sağlıklı bir birey olduğumu söyledi ve ailemi odasına aldı.
Odadan çıkar çıkmaz sevgilimi aradım. O da telaşla benden gelecek haberleri bekliyordu. Çok rahatlamıştım. Üstümden bir yük kalkmıştı. Doktor düşündüğümüzden iyi çıkmıştı. Ailem artık DÜZELECEKTİ. Onlar hep beni terapiye göndermek istiyordu. Artik terapi sırası onlardaydı.
Bir süre sonra çıktılar. Annemin yine gözü yaşlı, babam düşünceli çıktılar odadan. Bindik arabaya döndük mersine. O konu açılmadı artık o gün. Ta ki diğer güne kadar..
Diğer gün tekrar "Sen değişirsin. Kendine hakim ol. Bu ortamdan uzaklaştır kendini.." Uzun bir off çektim ki yeter artık. Kapattım konuyu geçtim odaya. Artık ne söyleyeceğim bir söz kalmıştı ne de dermanım. Bir an önce uzaklaşmalıydım bu kasvetli ortamdan. O hafta sonuna Ankara'ya bilet aldım. Sevgilimin yanına gidecektim.
Cetad eğitimi almış Adana'daki bir doktordan randevu aldım ve bir kaç gün sonra doktora gittik. Doktor gayet ilgili ve neyin ne olduğunu bilen biriydi. Önce benimle konuştu. Gay olduğumu nasıl anladığımı, ailemde anne ya da babamdan hangisinin daha baskın olduğunu, herhangi bir travma yaşayıp yaşamadığımı ve buna benzer şeyler sordu. Ben de her şeyi açık açık anlattım. Gerçekten beni anlayan biri ile sohbet etmek utanmadan sıkılmadan o zamanlar o kadar iyi geldi ki.. Sonra aileme bu durumu güzel bir dille açıklayacağını, sağlıklı bir birey olduğumu söyledi ve ailemi odasına aldı.
Odadan çıkar çıkmaz sevgilimi aradım. O da telaşla benden gelecek haberleri bekliyordu. Çok rahatlamıştım. Üstümden bir yük kalkmıştı. Doktor düşündüğümüzden iyi çıkmıştı. Ailem artık DÜZELECEKTİ. Onlar hep beni terapiye göndermek istiyordu. Artik terapi sırası onlardaydı.
Bir süre sonra çıktılar. Annemin yine gözü yaşlı, babam düşünceli çıktılar odadan. Bindik arabaya döndük mersine. O konu açılmadı artık o gün. Ta ki diğer güne kadar..
Diğer gün tekrar "Sen değişirsin. Kendine hakim ol. Bu ortamdan uzaklaştır kendini.." Uzun bir off çektim ki yeter artık. Kapattım konuyu geçtim odaya. Artık ne söyleyeceğim bir söz kalmıştı ne de dermanım. Bir an önce uzaklaşmalıydım bu kasvetli ortamdan. O hafta sonuna Ankara'ya bilet aldım. Sevgilimin yanına gidecektim.
Gay Mühendis
27 Haziran 2015 Cumartesi
Gerçekler 2
Ortalık biraz duruldu ve hazırlanıp kendimi dışarı attım. İlk aradığım kişi sevgilim oldu. Artık gizli değildik. Bir yanım üzülüyordu, kendime değil aileme üzülüyordum. Diğer yanım sevinçliydi. Bu yüzden sakin sakin sevgilimle konuştum. Başta inanmadı. Kaç defa "gerçekten mi?!!" diye sordu, hatırlamıyorum. O gerçekten mi diyordu ben de evet diyordum. Sanırım iki dakika geçti inandı ve beni 'nasıl böyle bir hata yaparsın' diye suçladı: "Zaten her şey yeterince zor. Nasıl daha da zorlaştırırsın bu durumu?"
Senin de bildiğin gibi 28 Haziran'da onur yürüyüşü var. Sevgilimle tek hayalimiz bizim gibi olanlarla orada yürümekti. Onurumuzla, elimizde gökkuşağı bayraklarıyla yürümekti. İkimizin de aklına gelen bu hayalimiz oldu. Keşke ben Mersin'den gittiğim zaman ortaya çıksaydı. Şimdi bir süre ailemle bu durumu çözmeye çalışmam gerek.
O yine beni yalnız bırakmadı. Öncelikle CETAD eğitimi almış doktorları buldu. (http://www.cetad.org.tr/) Bu doktorlardan yardım alacaktık. Ailemin bazı şeyleri bir uzmandan duyması gerekiyordu. Ondan sonrası kolay olacaktı. Ancak saat geç olmuştu, yarını beklemem gerekiyordu.
Belki Mersin Marinayı bilirsin ya da duymuşsundur. Saatlerce oturdum orada, yalnız olmak o kadar kötü ki.. Yardımcı olmaya çalışan biri vardı ancak yanımda fiziken aradığım biriydi. Uzaktaki sevgili ile en büyük sorun bu işte. Ne sevincini paylaşabiliyorsun ne de üzüntünü.. Yanında olup da bana sarılmasını o kadar çok isterdim ki, başımı koyayım omuzuna, ben anlatayım o dinlesin, beraber el ele verelim. Kilometrelerce uzakta olmasına rağmen, bana destek olmayı başaran bir insan o kişi.
Sonunda eve döndüm, yine babamdan "Sen iradene sahip çıkarsın, sen yaparsın, biz de yardım edeceğiz doğru yolu bulacaksın" sözlerini duymaya başladım. Başım da çok ağrıyordu. Geçtim odama uyudum. O kafayla nasıl uyudun diye soracak olursan, yorgun düşmüştüm. Fiziksel olmasa da ruhsal olarak ayakta duramıyordum.
Sabah oldu. Çıktım odamdan bir şeyler atıştırdım ve evden çıktım. Yine aynı şekilde Marinada saatlerce oturdum dolaştım. Telefonda sevgilimle konuştum. Doktorlardan randevu aldım. Akşam tekrar eve döndüm. Annemle babamın yüzleri asıktı. Tekrardan geçtim odama, duramadım mutfağa gittim. Anneme yardım etmeye çalıştım. Annem dedi ki "Neden yüzümüze bakmıyorsun, baban çok kırıldı git yanına gönlünü al." Tamam dedim.
Babam odasındaydı. Gözleri yaşlıydı. Beni gördü yüzünü öbür tarafa döndürmeye çalıştı. Başını avuçlarımın arasına aldım. "Baba neden ağlıyorsun bu senin suçun değil benim de suçum değil. Ben kötü bir şey yapmadım benden utanma."
Babam:"Ben bugüne kadar hep iyilik yaptım kötülük buldum. Allahım benim günahım ney? Haram lokma yemedim. Çocuklarımdan başka bir şey düşünmedim. Yemedim biriktirdim çocuklarım rahat yaşasın diye. Neden BENİM ÇOCUĞUM. Hiç kimseye boynumu bükmedim. Benim boynumu büktürme oğlum. Onurumdan başka bir şeyim yok çocuğum."
Babanın omzunda sana sarılarak benim boynumu büktürme oğlum diyerek ağlaması seni nasıl etkilerdi? Benim yüreğim parçalandı. O hali gözümün önüne geldikçe, tekrar parçalanıyorum. Sonra annem de yanımıza geldi o da ağlamaya başladı. Annemle babama bir şey olacak diye o kadar çok korktum ki. Bu yaşlı insanlar bu kadar üzüntüyü kaldırabilecekler miydi? Kendimi suçlamamaya çalışıyordum ama ben yaptım, ben bu hale getirdim o insanları.
En sonunda gelecek hakkında güzel şeyler söylemeye çalıştım. Mezun oldum artık iş bulup kendi hayatımı kuracağımı söyledim. Ama mezun olduğumun sevincini bile yaşatamamıştım bu insanlara. Ben nasıl bir evladım.
Senin de bildiğin gibi 28 Haziran'da onur yürüyüşü var. Sevgilimle tek hayalimiz bizim gibi olanlarla orada yürümekti. Onurumuzla, elimizde gökkuşağı bayraklarıyla yürümekti. İkimizin de aklına gelen bu hayalimiz oldu. Keşke ben Mersin'den gittiğim zaman ortaya çıksaydı. Şimdi bir süre ailemle bu durumu çözmeye çalışmam gerek.
O yine beni yalnız bırakmadı. Öncelikle CETAD eğitimi almış doktorları buldu. (http://www.cetad.org.tr/) Bu doktorlardan yardım alacaktık. Ailemin bazı şeyleri bir uzmandan duyması gerekiyordu. Ondan sonrası kolay olacaktı. Ancak saat geç olmuştu, yarını beklemem gerekiyordu.
Belki Mersin Marinayı bilirsin ya da duymuşsundur. Saatlerce oturdum orada, yalnız olmak o kadar kötü ki.. Yardımcı olmaya çalışan biri vardı ancak yanımda fiziken aradığım biriydi. Uzaktaki sevgili ile en büyük sorun bu işte. Ne sevincini paylaşabiliyorsun ne de üzüntünü.. Yanında olup da bana sarılmasını o kadar çok isterdim ki, başımı koyayım omuzuna, ben anlatayım o dinlesin, beraber el ele verelim. Kilometrelerce uzakta olmasına rağmen, bana destek olmayı başaran bir insan o kişi.
Sonunda eve döndüm, yine babamdan "Sen iradene sahip çıkarsın, sen yaparsın, biz de yardım edeceğiz doğru yolu bulacaksın" sözlerini duymaya başladım. Başım da çok ağrıyordu. Geçtim odama uyudum. O kafayla nasıl uyudun diye soracak olursan, yorgun düşmüştüm. Fiziksel olmasa da ruhsal olarak ayakta duramıyordum.
Sabah oldu. Çıktım odamdan bir şeyler atıştırdım ve evden çıktım. Yine aynı şekilde Marinada saatlerce oturdum dolaştım. Telefonda sevgilimle konuştum. Doktorlardan randevu aldım. Akşam tekrar eve döndüm. Annemle babamın yüzleri asıktı. Tekrardan geçtim odama, duramadım mutfağa gittim. Anneme yardım etmeye çalıştım. Annem dedi ki "Neden yüzümüze bakmıyorsun, baban çok kırıldı git yanına gönlünü al." Tamam dedim.
Babam odasındaydı. Gözleri yaşlıydı. Beni gördü yüzünü öbür tarafa döndürmeye çalıştı. Başını avuçlarımın arasına aldım. "Baba neden ağlıyorsun bu senin suçun değil benim de suçum değil. Ben kötü bir şey yapmadım benden utanma."
Babam:"Ben bugüne kadar hep iyilik yaptım kötülük buldum. Allahım benim günahım ney? Haram lokma yemedim. Çocuklarımdan başka bir şey düşünmedim. Yemedim biriktirdim çocuklarım rahat yaşasın diye. Neden BENİM ÇOCUĞUM. Hiç kimseye boynumu bükmedim. Benim boynumu büktürme oğlum. Onurumdan başka bir şeyim yok çocuğum."
Babanın omzunda sana sarılarak benim boynumu büktürme oğlum diyerek ağlaması seni nasıl etkilerdi? Benim yüreğim parçalandı. O hali gözümün önüne geldikçe, tekrar parçalanıyorum. Sonra annem de yanımıza geldi o da ağlamaya başladı. Annemle babama bir şey olacak diye o kadar çok korktum ki. Bu yaşlı insanlar bu kadar üzüntüyü kaldırabilecekler miydi? Kendimi suçlamamaya çalışıyordum ama ben yaptım, ben bu hale getirdim o insanları.
En sonunda gelecek hakkında güzel şeyler söylemeye çalıştım. Mezun oldum artık iş bulup kendi hayatımı kuracağımı söyledim. Ama mezun olduğumun sevincini bile yaşatamamıştım bu insanlara. Ben nasıl bir evladım.
Gay Mühendis
Gerçekler
Bu hafta ailem ile Adana'daki evi Mersin'e taşıdık. Taşınma sırasında sevgilimin bana verdiği mektup ve fotoğraflar bir şekilde ailemin eline geçmiş.
İçimde bir his vardı. Kaç kere aklıma geldi böyle bir şey olacağı. Ama bir yanım da bilmelerini istiyordu. Her zaman yalan söylemek, pek çok şeyi saklamak. Beni ailemden o kadar çok uzaklaştırıyor ki.
Dün evimden getirdiğim eşyaları Mersinde, ailemin evine yerleştirirken babam; "gel bir konuşalım" dedi. Geçtik salona oturduk. "Oğlum geçen gün çantanda bunları bunları gördüm. Nedir doğruyu söyle neyse anlat" dedi.
İçimde bir his vardı. Kaç kere aklıma geldi böyle bir şey olacağı. Ama bir yanım da bilmelerini istiyordu. Her zaman yalan söylemek, pek çok şeyi saklamak. Beni ailemden o kadar çok uzaklaştırıyor ki.
Başladım anlatmaya..
"Bazı kişiler beyazdan hoşlanır bazı kişiler siyahtan hoşlanır. Bu hoşlantı da kişiye bağlı değildir sever sadece. Bu da aynı durum baba. Biliyorum, bu durum toplumda hoş karşılanmıyor. Biliyorum çoğu kişi bu durumdakileri küçük görüyor. Biliyorsunuz mantıklı düşünen biriyim. Ben senelerce neden böyle olduğumu anlamaya çalıştım. Kızlarla olmayı denedim ama olmadı, çünkü duygusal bir şey hissetmiyorum kızlara karşı. Bu da ne benim suçum, ne de sizin suçunuz. Bu bir ya da iki senelik değil ben buyum böyle doğdum."
"Hayır bu iradeyle ilgili senin kafanda biten bir şey. Kendine hakim olmalısın. Dünyada ERKEK ve KADIN vardır. Kainat bu düzende. Bu böyle.. "
"Baba ne iradesi, bu; benim, kendi benliğimi kendimi kısıtlayarak yaşamak yaşam mı?"
"Bize göre değil bu. Biz böyle olamayız. Eğer böyleysen bile yalnız yaşarsın bir erkekle yaşayamazsın." buna benzer pek çok konuşma oldu aramızda. Annem bazen ağlayarak, sessiz sessiz bizi dinledi. Bazen tartışma duruluyor ben alttan alıyordum, bazen de aklıma ne geliyorsa söylüyordum babam da bir o kadar köpürüyordu.
"Bize göre değil bu. Biz böyle olamayız. Eğer böyleysen bile yalnız yaşarsın bir erkekle yaşayamazsın." buna benzer pek çok konuşma oldu aramızda. Annem bazen ağlayarak, sessiz sessiz bizi dinledi. Bazen tartışma duruluyor ben alttan alıyordum, bazen de aklıma ne geliyorsa söylüyordum babam da bir o kadar köpürüyordu.
Gay Mühendis
12 Haziran 2015 Cuma
İlk görüşme
Bu gece Geçmiş geçmişte kaldı yazımdan devam edeyim..
Telefonda yazışmaya başladık. Sonra ilk defa sesini duyduğum anı hatırlıyorum. Çok garip bir şey hiç görmediğin biriyle konuşuyorsun ama o kadar çok şey konuşmuşuz ki, sanki ben onun hayatını biliyorum, o da benim hayatımı biliyor, sanki telepatiyle anlaşmışız gibi. İlk defa o dudaklardan "alo" sesini işitmem.. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum, hala içimden sıcak bir şeyler akıyor gibi.
Pek girişken bir insan değilim, Adana'ya gel gezdireyim filan diyemedim. Sonuçta yabancıyım ve beni abazan biri olarak görmesini istemiyordum. O yüzden ilk hamle Ondan geldi. Adana'ya gelmek istediğini söyledi ve hemen kabul ettim.
Zaman geçti Adana'ya geldi. Karşılamaya gittim. Benden önce onu alacağım yere ulaşmış beni bekliyordu. Saçları uzun, kıvır kıvır, esmer, narin vücutlu bir güzellik beni bekliyordu. Yanına gittim öpüştük, durağa doğru yürümeye başladık. Bir yandan yürüyor öbür yandan Ondan gözümü alamıyordum. Devamlı gözlerini kapatan kıvır kıvır saçlarını yana doğru atıyordu. Çok sevimliydi. Sevimli dediğimi duysa muhtemelen benimle tartışırdı şu an :) Ona bakmamdan utanıyordu.
Eve geldik ve balkonda birer bira açtık hoş sohbet devam etti. Sonra içeriye geçtik. Mum ışığı ve güzel bir müzik listesi, ortamı tamamlıyordu. Yerde minderlerin üzerinde oturuyorduk ve çok yakın duruyorduk. Nefes alışını, vücudunun sıcaklığını hissediyordum. (Bunları hatırlayıp yazarken bile şu an, içimde bir kıpırdanma oluyor.) Konuşuyordu ama Onun dudak hareketleri bütün dikkatimi dağıtıyordu. Dolgun dudaklarına her an daha çok çekildiğimi hissediyordum. En sonunda parmaklarımın arasından kıvırcık saçları kayıyordu. Dudaklarımız buluştu. Eminim kalbimin sesini o da duyuyordu. Kitaplarda okuruz hep "kalbim yerinden sökülecekmiş gibi atıyordu" cümlesini. Gerçekten böyle olacak sandım. Aslında yazılanlar yetersiz kalıyor, gerçekten de onu yaşamak gerek.
Bu şekilde başlayan gece güzel bitti.
Devamı sonra ;)
Telefonda yazışmaya başladık. Sonra ilk defa sesini duyduğum anı hatırlıyorum. Çok garip bir şey hiç görmediğin biriyle konuşuyorsun ama o kadar çok şey konuşmuşuz ki, sanki ben onun hayatını biliyorum, o da benim hayatımı biliyor, sanki telepatiyle anlaşmışız gibi. İlk defa o dudaklardan "alo" sesini işitmem.. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum, hala içimden sıcak bir şeyler akıyor gibi.
Pek girişken bir insan değilim, Adana'ya gel gezdireyim filan diyemedim. Sonuçta yabancıyım ve beni abazan biri olarak görmesini istemiyordum. O yüzden ilk hamle Ondan geldi. Adana'ya gelmek istediğini söyledi ve hemen kabul ettim.
Zaman geçti Adana'ya geldi. Karşılamaya gittim. Benden önce onu alacağım yere ulaşmış beni bekliyordu. Saçları uzun, kıvır kıvır, esmer, narin vücutlu bir güzellik beni bekliyordu. Yanına gittim öpüştük, durağa doğru yürümeye başladık. Bir yandan yürüyor öbür yandan Ondan gözümü alamıyordum. Devamlı gözlerini kapatan kıvır kıvır saçlarını yana doğru atıyordu. Çok sevimliydi. Sevimli dediğimi duysa muhtemelen benimle tartışırdı şu an :) Ona bakmamdan utanıyordu.
Eve geldik ve balkonda birer bira açtık hoş sohbet devam etti. Sonra içeriye geçtik. Mum ışığı ve güzel bir müzik listesi, ortamı tamamlıyordu. Yerde minderlerin üzerinde oturuyorduk ve çok yakın duruyorduk. Nefes alışını, vücudunun sıcaklığını hissediyordum. (Bunları hatırlayıp yazarken bile şu an, içimde bir kıpırdanma oluyor.) Konuşuyordu ama Onun dudak hareketleri bütün dikkatimi dağıtıyordu. Dolgun dudaklarına her an daha çok çekildiğimi hissediyordum. En sonunda parmaklarımın arasından kıvırcık saçları kayıyordu. Dudaklarımız buluştu. Eminim kalbimin sesini o da duyuyordu. Kitaplarda okuruz hep "kalbim yerinden sökülecekmiş gibi atıyordu" cümlesini. Gerçekten böyle olacak sandım. Aslında yazılanlar yetersiz kalıyor, gerçekten de onu yaşamak gerek.
Bu şekilde başlayan gece güzel bitti.
Devamı sonra ;)
Gay Mühendis
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
